Kültür Sanat Ve Bilimin Dayanılmaz Yalnızlığı

Kültür Sanat Ve Bilimin Dayanılmaz Yalnızlığı

385
Paylaş

”Ben, manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve bilimin gelişimini inkar etmek olur. Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl vebilimin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar.” İşte Atatürk’ün Türk milletine anlatmak istediği değerler burada kendini nasılda yansıtıyor. Ama şimdi bu değerlerden rahatsızlık duymak, ve onu tüm anlam ve kişiliğiyle tarihi yazan değerleriyle, devrimleriyle yok saymaya çalışan bir anlayışın, her geçen zaman içinde sisteme hakim bir biçimde var olmaya başlamasından şimdi rahatsızlık duymamak mümkünmü?.

ÜNİVERSİTELERDE BİLİMSELLİK SIRALAMASI 

Atatürk akıl ve bilimi miras olarak bırakmış, ama bunun asıl yansıtılmasını gösterecek olan üniversitelerimiz değil mi? Peki her yıl Türk üniversitelerinin dünya bilimsel kurumlarına yansıttığı bilimsel makale sayısı ne kadar dersiniz? Üniversitelerde bilimsel anlamda gelişmişlik sıralaması yapılırken, bilimsel makale sayısı ele alınır. Bilimsel çalışma konusunda , yetersiz olan bir sisteme tıkanıp kalmış bir yüksek öğrenim kurumunda, uygun bir alt yapı olmadan bilimden sözetmek mümkün değildir. Sürekli üniversite açmak bu açığı kapatamaz, aksine daha çok sıkıntı yaratacaktır. Siyasallaşmış bir yüksek öğrenim kurumunda zaten çağdaş değişimden söz etmekte mümkün olmayacaktır. Üniversiteler bilim üretme yerleridir, dolayısiyle burada akıl ve bilimi birlikte bütünleştirerek, bunuda toplumla paylaşan bir gençlik yetiştirmek, işte asıl olan budur bana göre. Bu yıl Türk üniversitelerinin bilimsel yayın sıralamasına baktığımızda, dünya sıralamasında çok gerilerde kaldığımızı görmek düşündürücü bana göre.

SCI, SSCI, AHC sıralamasına göre 2008 yılında 114 üniversitede 22 bin, 2009 yılında 125 üniversitede 25 bin bilimsel makale yayınlanmış. Dünya sıralamasında bu sayıların çok gerilerde kaldığını görmek düşündürücü, özellikle kırsal bölgelerde kalmış üniversiteler, kalıcı bilimsel yayınlar makaleler üretmekte zorluklar yaşamışlar. Yerel üniversitelerde bilim üretilebilir mi? Bilim üretmek zor iştir. Uzun soluklu bir çalışma, güçlü teknolojik altyapı, yetişmiş yardımcı eleman bilim insanının çalışacağı bol zaman olmalıdır. Yerel üniversitelerde bunların hiçbiri yoktur. Öğretim üyesinin çalışma yapabileceği alan dardır, genç bilim adamlarıda sonunda düşünce olarak tüm çalışma gücünü kaybetmektedir. Yüksek öğrenim kurumuda bu konuda daha duyarlı çalışmalar yapma yerine, kendini sisteme hakim olan siyasal kurumun etkisine bırakması, son derece tehlikelidir. Bunun sonuçlarıda son günle rde yaşananların bariz bir kalıntısı değilmidir? Üniversitelerde şimdiden gelecek adına yansıtılanlara baktığımızda, sonun nasılda şimdiden kendini gösterdiği görülüyor, ama bu tehlike kimsenin umurunda değil. Varsa yoksa siyasal gücün nasıl kalıcı olacağı.

KÜLTÜREL VE SANATSAL TIKANMA

Kültür ve sanatın tıkandığı bir Türkiye, özellikle sanat ve sanatçıdan uzakta kalan bir siyasi zihniyet. Sanata ”ucube” diyecek kadar tüm dünyaya rezil olan bir Türkiye. ”Böyle bir sanatın içine tükürürüm” diyen bir anlayış. Ama her sabah insan duygularını damardan satın alan diziler, mistik anlamdaki Tv dizileri, sabahları tüm gününü bu dizileri seyrederek geçiren insanlarımız, bacım edebiyatı yaparak insanların duygularına giren proğramların izlenme sayısı çok fazla, özelikle devlet televizyonlarında yayın yapan hatırlı kişilerin yaptığı proğramlara baktığımızda, topluma ne mesaj verdiği bile belli olmayan, ama milyarlar ödenen isimleri gördüğümde , şaşkınlık için de kalmamak mümkün değil. ”Sabahların sedası”yada ”Gülbence”adlı proğramlar, saatlerce ici boş anlamsız konularla ayırdıkları zamana yazık, bu programlar aslında birilerin işine geliyor, işte toplum bu proğramlarla ve mistik DİZİLERLE uyutuluyor. Türk toplumunun duygusallığını bilen senaristler, durmadan hayal güçlerini zorlayarak DİZİLERİ uzatıyorlar, toplum buna alışmış, içinde yerleşmiş mistik dünyada kalmaya devam ederek , belkide çoğu zaman yaşamak istemediği gerçeklerden uzakta kalıyor. İşte Türk toplumunun yaşadığı kültürel tıkanma ve sonuçları. Burada yazmaya zamanın sığmayacağı diger veriler ve gerçekler. Okumayan araştırmayan akıl ve bilimden uzakta yaratılmış bir toplum gerçeği. Böyle bir toplumu, siz siyasal yapılanmanız projeleriniz düşünceleriniz doğrultusunda, çok kıolay bir arada tutabilirsiniz, ayrıca yaratılmış ”Korku toplumu” sendromunu da unutmamalıyız işte asıl önemlisi bu sanırım.

AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTLİĞİ VE HÜSRAN 

Böyle çağrışımlarla dolu bir süreç içinde İstanbul, dünya kültürüne ev sahipliği yaptı, peki bunca koca bir yılda ne yapıldı dersiniz? Show’dan başka hiç bir şey, inandırıcı olmayan tüm açıklamalar gerçekleri yansıtmıyordu, boşa giden harcamalar, ses getirmeyen programlar, sadece yapıldı bakın diyerek ortaya konulan sayfalarda kalan gösteriler. Ama Almanya Essen, ve Macaristan Pecs şehirlerine baktığımda, onlarda 2010 dünya kültürüne ev sahipliği yaptılar, ve yüz akıyla çıktılar. Biz sanal gösteriyi seven milletiz, başardık yaptık galip ayrıldık yüz akıyla dünyaya. Türk kültürünü tanıttık diyebilecek kadar mistik dünyada kalmayı becerebiliyoruz. Ama bana göre Türkiye adına, dünya edebiyatı ve kültür ve sanatıyla buluşmanın, kazanımları fırsatını çoktan kaybettik, ve geriye 588 poje ve 9500 etkinlik gerçekleştirdiklerini ballandıra ballandıra anlatanların, ne kadar inandırıcı olduklarını göremeyeceğimiz gerçeği kaldı. Kısacası Atatürk’ün bıraktığı emanet ettiği akıl ve bilimi, bu toplumdan çok uzakta kalmasını isteyenlerin var olduğu sürece, sanatta, edebiyatta, şiir de, tiyatro da, kültürel değerler de, sanatçı da sanatı da eseri de, bilim adamı da düşünen yazan aydını da, daha çok arkalarda kalacak bu gidişle bu ülkede. Anayasa madde 26, her düşünen insan, düşündüklerini eleştirlerini her türlü biçimde toplumla paylaşması bir suç teşkil etmez. Çağdaş düşünceye müdahale etmek, özde bir demokrasi anlayışına da darbe niteliğindedir. Şimdi bu düşünce ve anlayışta olanların, bağırarak yarattıkları korku toplumunda, sanata sanatçıya, eğiitim ve kültüre, çağdaş düşünceyi yansıtmaya çalışanlara, ne kadar yaşama yada ayakta kalma, sanatını tüm dünya ile buluşturma da fırsat ve zaman kalır, bunuda şimdiden kestirmek mümkün değil.

Prof. Dr. Levent Seçer