Süleyman Çelebi Sendromu

Süleyman Çelebi Sendromu

516
Paylaş

Emir Timur devasa ordusuyla Osmanlı mülkü üzerine yürürken, Yıldırım Bayezid Han’ın oğlu veliaht şehzade Süleyman Çelebi Sivas’ta sancak beyi idi. Emir Timur’un ordusu Sivas’a yaklaşınca Süleyman Çelebi, pederi Bayezid Han’dan yardım sağlamak için Sivas’tan ayrılacağını duyurdu ahaliye. Elbette pederine kendisi gitmek yerine ulaklar salabilir, onlar vasıtasıyla durumun vahametini anlatabilirdi. Her ne kadar içlerine bir kurt düşse de üzerinde pek durmadı Sivaslılar. Ne de olsa veliaht şehzadeydi Süleyman, muhakkak bir bildiği, esaslı bir gerekçesi vardır dediler, sükut ettiler. Sessizlikleri Süleyman Sivas’tan ayrılmak üzere yola koyulduğunda bozuldu. Nasıl bozulmasın ki; babasından yardım alıp Sivas’ın imdadına koşacağını söyleyen Süleyman, veliaht şehzade Süleyman ayrılırken beraberinde ailesini, değerli eşyaları, soy atları da götürmekteydi.

Belli ki; Süleyman Çelebi’nin kendisine atfettiği kıymet O’na emanet edilen Sivas’tan da, Sivaslılardan da büyüktü gözünde. Sonuç malum ama biz yinede malumu ilan edelim. Sivas düştü sonrasında. 18 günlük zorlu bir direnişin ardından halka dokunmayacağı sözünü veren Emir Timur’a teslim olmak zorunda kaldı. Sözüne sadık kalmayan Emir’in ordusu şehri kılıçtan geçirdi. İzleri hala Sivaslıların hafızalarında, deyimlerinde, atasözlerinde yaşayacak kadar ağır bir zulüm gördü Sivas. Süleyman Çelebi Ankara Savaşı’nda babasının yanındaydı. Osmanlı Ordusu yenildi, Bayezid Han tutsak düştü. Oğulları arasında süren iktidar mücadelesi Türk’ün Türk’ü kırmasıyla uzun yıllar sürdü. Sivas’ı yüzüstü bırakan Süleyman Çelebi az sayıdaki adamıyla kardeşi Musa Çelebi’den kaçarken Edirne yakınlarında bir köyde, “başına” ödül verileceğini düşünen köylüler tarafından öldürüldü. Töre gereği hanedan mensuplarının kanı dökülmez, infazları yay kirişi yahut kementle boğularak yapılırdı. Buna uymayanların cezası pek şiddetli olurdu. Süleyman’ın başını kardeşi Musa Çelebi’ye götüren köylüler Musa Çelebi tarafından öldürüldü, köyleri de yok edildi.

Denilebilir ki; Sivas’tan ayrılırken Süleyman’ın kafasında “kaçış” ını meşrulaştıracak gelecek planları vardı. Belki Sivas düşecek ama ilerde padişah olduğunda Sivas’ın acısını unutturacak nice kaleler, beldeler fethedecekti. Ne yapacak yapacak ama muhakkak Sivas’ı unutturacaktı. Olmadı. Belli ki, Süleyman başka düşünmüş, Allah başka türlü takdir etmişti. İkbal beklentisiyle şerefine emanet edilen beldeden “kaçan” Süleyman’ın başıbozukların eliyle, sonraki nesillere ibret teşkil edecek şekilde sonlanan hayatı pek çok bakımdan öğreticidir.

Sivas için ölümü göze alamayanın Osmanlı topraklarının tümüne hükmetmesine kader rıza göstermemiştir. Bu cümleyi her döneme, her koşula adapte edebiliriz. Bu adaptasyonun sonucu bazılarının hoşuna gitmese de muhakkak hakikattir. Tabidir ki; hakikatin yükünü taşıyamayanlar, merkezinde kendilerinin olduğu hayallerinin peşinden, sonunda bir avuç kalacak yakınlarıyla beraber, Süleyman gibi koşturup duracaklardır. Sonları Süleyman gibi olsa da “adamlık” iddiasında olan herkese düşen asgari görev abisinin akıbetini öğrendiğinde Musa Çelebi’nin gösterdiği asaleti sergilemektir.

Hüseyin Raşit YILMAZ